NEDEN REFAH ÇALIŞMALARI?
Çiftliklerde balık refahı sorunları, milyonlarca balığın yaşamı boyunca maruz kaldığı görünmez ancak yaygın ve sistematik acılardan kaynaklanır.
Balıkların duyu sistemleri çoğu zaman sanıldığından daha gelişmiştir.
Bilimsel kanıtlar, balıkların acı, stres ve korku gibi duygusal durumları deneyimleyebildiğini; ayrıca sosyalleşme ve oyun benzeri davranışlar sergileyebildiğini göstermektedir.
Memeli hayvanların aksine sesli olarak acılarını ifade edememeleri, balıklarda yaşanan acının uzun süre görünmez kalmasına neden olmuştur. Yoğun çırpınma gibi davranışlar ise geçmişte çoğu zaman yalnızca “refleks” olarak yorumlanmıştır.
Balık refahı çalışmaları, bilimsel bulgular ışığında bu görünmez acı biçimlerini tanımlamayı, ölçmeyi ve azaltmayı amaçlar.
Bu alanda yaygın olarak kullanılan çerçevelerden biri, hayvan refahını değerlendirmede temel kabul edilen Beş Özgürlük yaklaşımıdır. Bu yaklaşım, bir hayvanın yaşam koşullarının asgari refah düzeyini karşılayıp karşılamadığını değerlendirmeye yardımcı olur ve balıklar için de geçerlidir:
Uygun çevresel koşullarda yaşama özgürlüğü
Su kalitesi, oksijen düzeyi, sıcaklık ve yaşam ortamı balıkların fizyolojik ihtiyaçlarına uygun olmalıdır.
Doğal davranışlarını sergileme özgürlüğü
Balıklar, yüzme, saklanma, dinlenme ve sosyal etkileşim gibi doğal ve türüne özgü davranışları gösterebilmelidir.
Korku ve yoğun stresten korunma özgürlüğü
Günlük üretim süreçlerinde ve özellikle hasat sırasında aşırı stres ve paniğin önlenmesi sağlanmalıdır.
Yeterli ve uygun beslenmeye erişme özgürlüğü
Balıklar uzun süre aç bırakılmamalı ve fizyolojik ihtiyaçlarına uygun olmayan koşullarda barındırılmamalıdır.
Acı çekmeme, yaralanmama ve hasta olmama özgürlüğü
Yaralanmalar, hastalıklar ve parazitler en aza indirilmeli ve etkili biçimde kontrol altında tutulmalıdır.
Peki bu ilkeler balıkların günlük yaşamına nasıl yansır?
Bu kez balıkların bakış açısından çiftliklerdeki süreçlerin nasıl göründüğünü düşünelim; bu süreçlerin hangi sorunları barındırdığını ve balıklar üzerinde nasıl bir etki yarattığını onların gözünden değerlendirelim.
Açlık ve Dengesiz Beslenme Koşullarında Yaşam
Bazen yeterince besin alamıyorum, bazen de bana uygun olmayan yemlerle besleniyorum. Açlık ve yanlış besinler bedenimi zayıflatıp bağışıklığımı düşürüyor. Özellikle taşıma ve hasat öncesinde, sindirim sistemimin boşalması için günlerce aç bırakıldığım oluyor. Açlık uzadıkça bedenim zayıflıyor, stresim artıyor ve diğer balıklara karşı saldırganlığım artıyor. Aşırı yemleme yapıldığında ise yaşadığım su daha da kirleniyor. Bu da hastalıkların yayılımını hızlandırıyor. Beslenme benim için sadece büyüme meselesi değil; hayatta kalma meselesi. .
Kalabalıkta Yaşamak, Kalabalıkta Yaralanmak
Etrafım hep başka bedenlerle dolu. Yüzerken çarpıyorum, sıkışıyorum ve kaçamıyorum. Bu kalabalıkta oksijenimiz hızla azalıyor. Stresimiz arttıkça aramızdaki saldırganlık da artıyor. Isırılan yüzgeçler, sürtünmeden oluşan yaralar yaygınlaşıyor. Bir balık hastalandığında, hastalık kısa sürede hepimize yayılıyor. Kalabalık, benim için güvenlik değil; sürekli bir risk anlamına geliyor.
Kalitesi Düşük Sularda Yaşamak
Benim için su, sadece yüzdüğüm yer değil; aynı zamanda tükettiğim oksijen. Bütün yaşamım su içinde geçiyor. Suyun oksijen miktarı azaldığında nefes almam zorlaşıyor. Su ısındığında metabolizmam altüst oluyor. pH dengesi bozulduğunda ise bedenim buna dayanamayabiliyor. Ama bu değişimler çoğu zaman geç fark ediliyor. Oysa benim için her küçük değişim, doğrudan yaşamla ölüm arasındaki fark demek.
İhtiyaçlarımla Uyumlu Olmayan Bir Yaşam Alanı
Ben, atalarımın yüzdüğü açık denizlerde doğmadım. Ağların içinde, akıntının ya çok zayıf ya da yoğun ve yorucu olduğu bir alanda büyüyorum. Doğada kayalar arasında saklanarak, kumun içinde gizlenerek ya da çevremi keşfederek gerçekleştirdiğim davranışları burada yapamıyorum. Bazı çiftliklerde doğal ışık döngüsü yerine yön bulmamı, dinlenmemi ve stres düzeyimi doğrudan etkileyen yapay bir aydınlatma altında yaşıyorum. Doğal davranışlarımı sergileyemediğim için sürekli tetikteyim. Bu da bedenimde kronik strese, zayıflığa ve hastalıklara sebep oluyor.
Hasat Anı ve Ölüm
Üretim döngüsünün sonunda beni bekleyen hasat sürecinde çeşitli yöntemler kullanılıyor. Bazı uygulamalarda bilincim açıkken karbondioksit gazına maruz kalıyorum; giderek nefes alamaz hale geliyorum ve stres seviyem yükseliyor. Bazı durumlarda solungaçlarım bayıltma sağlanmadan kesiliyor ya da buzlu suya veya havaya bırakılarak boğulmam bekleniyor. Bu yöntemler, bilincim açıkken yoğun stres ve acı yaşamama neden oluyor. Bu nedenle, hasat sürecinde hızlı ve etkili şekilde bilinç kaybı sağlayan bilimsel olarak doğrulanmış yöntemlerin kullanılması büyük önem taşıyor. Bir canlı olarak, acıya maruz kalmamak en temel hakkım.
Bu Neden Bir Refah Sorunu?
Bu anlatılanlar istisnai örnekler değil. Bugün dünya genelinde yetiştirilen milyarlarca balık, benzer koşullarda yaşamını sürdürüyor. Bu sorunlar temelde balıkların acı, stres ve korku hissedebilen canlılar olduğu gerçeğinin üretim sistemlerinde yeterince dikkate alınmamasından kaynaklanıyor. Balık refahı çalışmaları ise fark edilmeyen ya da göz ardı edilen bu sorunları görünür kılmayı ve balıkların yaşam koşullarını iyileştirmeyi amaçlıyor.
Future For Fish olarak bu sorunları nasıl ele aldığımızı, hayata geçirdiğimiz çalışmaları ve yarattığımız etkiyi görmek isterseniz programlarımızı detaylıca inceleyebilirsiniz: